HİCAB VE EĞİTİM
İKİ DEVLET BİR MİLLET
Son günlerde gündemi fazlasıyla meşgul eden konulardan bir tanesi Can Azerbaycan’da yaşanan hicab yasağı meselesidir. Bu konu hakkında birçok kesimden farklı açıklamalar gelmektedir. Olayın siyasi boyutu (iki devlet arasındaki ilişkiler) ve dini boyutu kimi zaman karıştırılmaktadır. Öncelikle sözde değil özde Azerbaycan bizim canımızdır ve bizler onlarla birlikte bir bütünüz. Onlarda yaşanan en ufak hüzün bizleri de derinden üzmektedir. Olaya bakış açılarını ele alarak kendi görüşümüzü belirtmek isteriz.
Öncelikle Azerbaycan’da başörtüsü yasağı var mı? Kimi beyanlarda böyle bir yasağın olmadığı söylenmektedir kimisine göre ise böyle bir yasak bulunmakta. Aslında her iki söz de doğru. Yani Azerbaycan’da cadde ve sokaklarda başörtüsü yasağı var mı? Cevap: hayır. Ama konu bu değil zaten. Okullarda öğrenci ve öğretmenler için böyle bir yasak var mı? Cevap: elbette evet. Gerekçe: “daha modern bir eğitim ile ileri medeniyetlerin seviyesine ulaşmak.” Peki, başörtüsü eğitime ve ilime engel mi? Tabi ki hayır. İnsanların ilmi öğrenmesi kılık kıyafetleri ile değil akılları iledir. Bir insanın başörtüsü ilim öğrenmesine engel ise çıplak vatandaşın allame olması gerekir ama böyle olmadığı her aklıselim tarafından bilinen bir meseledir.
Hicap yani örtünme Yüce Allah’ın bir emridir. Her ne kadar şekli kültürlere göre değişse de esas ve değişmeyen hüküm örtünmektir. Bu sadece Müslümanlarda has bir durum olmayıp birçok din ve kültürde de karşımıza çıkmaktadır. Başörtüsü Arap’a veya Fars’a özgü bir kıyafet değildir. Bizler binlerce yıllık Türk tarihimizde kadınların başlarını örttüklerini görmekteyiz. Beyan ettiğimiz gibi örtünme ilahi bir emirdir ama şekli şemaili kültürler ile harmanlanmıştır. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kadın ve kızlarımızın inançlarına (ve hatta kültürlerine) göre örtünmeleri anayasal bir haktır.
Bu konu Azerbaycan’ın içişleri meselesidir ve kimse dışarıdan müdahale etmemelidir!? Bu konu devletlerarasındaki bir meseledir ve Türkiye Cumhuriyeti ’de konu hakkında yapmış olduğu açıklamalarda Azerbaycan’ın içişlerine karışmadıkları ve karışmayacaklarını ifade etmişlerdir. Ama bizler gibi sivil tolum kuruluşları ve vatandaşlar da konu hakkında sessiz mi kalmalı? Öncelikle daha önce de söylediğimiz gibi Azerbaycan bizim canımız ve oradakiler kardeşlerimizdir. Onların gözyaşları akarken biz “bize ne, bizi ilgilendirmez” diyemiyoruz. Okulların önlerindeki yavruların haykırışları yüreklerimizi sızlatmaktadır.
Bizler daha önce bu başörtüsü yasağını tecrübe edinen bir millet olarak bunun ne halka ne de devlete bir faydası olmadığını gördük. İnsanları dindar ve laik, muhafazakâr ve liberal gibi ayrıştırmalar zarardan başka getirisi olmayan şeylerdir. Ayrıca laiklik din ile devlet işlerinin bir birlerinden ayrılması hususudur. Tüm devletlerin birincil görevi vatandaşlarının hak ve hukuklarını, şahsi ve inanç özgürlüklerini garanti altına almaktır. Böylesi bir yasak devletin birinci ve asli görevini yerine getirmesine engel teşkil etmektedir. Halkı sokaklara davet edip devlet aleyhine propaganda yapmak, asker-polis ile vatandaşları karşı karşıya getirmek, anarşi ortamı oluşturup huzuru bozmak ancak düşmanları mutlu edecek şeylerdir. Bunun yerine devlet ile ılımlı bir dil kullanarak müzakerelerde bulunmak her ne kadar geç netice verse de daha faydalı bir süreç olacağı kanaatini taşımaktayız.
Devlet başkanı veya cumhurbaşkanı halkına baba şefkati göstermeli ve onların huzur ve refahı için çaba sarf etmelidir. Kesin ve şüphe içermeyen bilgiye göre hepimiz ölümlüyüz ve bir gün tüm makam ve mevkileri geride bırakıp ebedi yurdumuza gideceğiz. Ardından yaptıklarımız ile anılacağız. Ümit ediyoruz ki Sayın İlham ALİYEV, bu küçük kızlarımızın feryatlarına ve gözyaşlarını kayıtsız kalmaz ve bu kanunu geri çekerek tüm Azerbaycan halkı arasında Karabağ savaşı ile kazanmış olduğu mahbubiyeti geri kazanır.
Türkiye Caferileri Vakfı
Yönetim Kurulu Adına